GÖZLERİMİ GERİ ALAMAM

By

Bütün boşlukları kocaman sesiyle ve hiç sonu gelmeyen kelimeleriyle dolduran biri. Sesi o kadar yüksek ki, başka bir şeyi dinlemek mümkün olmuyor. Diyorum, acaba kendini mi duymuyor? Akciğer kapasitesi genişmiş, fazla hava basıp yüksek sesle konuşuyormuş öyle diyor. Hiç satın almıyorum. Sonra diyorum, acaba duyulduğunu hissetmedi mi?

Evinin düzenini aylardır kuramadığını, bir türlü yerleşemediklerini anlatıyor. Gördüğüm en planlı ve güzel yerleşen evlerden birinde, eşine yer aç(a)mamış ve yıllardır yaşadığı eve eşini bir türlü yerleştirememiş bu adam. Kafasında yerleşemeyen ne var acaba, diyorum.

Kendi sesine es veremeyen, eşyaları arasına iki kişilik yer açamayan hınca hınç dolu, kalabalık bir yalnızlık gördüm içinde. Benim cılız sesimi nasıl duyduğunu merak ettim kendi gürültüsünün içinde. Kendini neden duyamadığını, neden içine değil de dışına bağırdığını ve neden hiçbir ses boşluğuna yer bırakmadığını merak ettim.

Hiçbir şey söylemeden bir ferahlık hayaline sarıldım. Çünkü o kendini duymadığı için aslında ben de hiçbir şey duymadım susmayan gürültüsünde. Adam saklandığı yerden ses vererek değil susarak çıkacaktı bence, ne güzel…

Eş, neye eşlik ettiğini merak ediyordum. “Burada mutlu değilim, orada mutluyum. Zaten daha yerleşemedim, şurası şöyle değişecek, burası böyle değişecek…” dedi. Buradan kastı yaşadığı evdi. Konuşurken kendini duymadığını düşündüm. Birini “sürekli kendinden bahseden” diye anlattı, sevmediği hasletleri sıraladı. Maalesef kendisi de sadece kendini anlattı. O zaman yüksek sesle konuşan adamın durumu açıklık kazandı. Bence adamın söylediğinin aksine, konu akciğer kapasitesi ile ilgili değildi. Görülmemekle, duyulmamakla ilgiliydi.

***

Muhakkak kendimce tamamlayıverdiğim bir tabloydu bu. Muhakkak başka sesleri, başka duyuşları vardı, kendilerine sakladıkları. Başka bir ferahlık penceresi görüyorlardı, nefeslendikleri. Başka yerlerden kucaklaşıyorlardı-ki el ele duruyorlardı.

***

3-4 yıl sonra adamı gördüm. Ortam gürültüsünde bazen söylediklerini tekrar ettirecek kadar sakin ve doğal bir sesle çıktı karşıma. Aynı evde aynı eşle ve yeni bir ferahlıkla gördüm bu kez tabloyu. Yüzünün gerginliğini, ellerinin kararsızlığını da bırakmıştı eski sıkışmayla beraber. Ne yapmıştı bilemeyecek kadar uzaktık ama çıkmıştı gürültüsünün, yerleşmemişliğinin içinden.

***

Gözlerimi geri alamam, o gün gördüklerimi şimdi nasıl görürdüm acaba?

Manzaramın değiştiği kadar gözlüklerim, lenslerim, filtrelerim de değişti. Tabloyu en çok hangisi değiştirdi bilmiyorum. Onları neşe içinde bıraktım sadece, buna seviniyorum.