Summertime Sadness

Azar işitsem de istediğimi yaptığım yaz günleri oldu. Okul tatildi, anne-baba işteydi, yemek yoksa meyve ve su vardı. Sabah erkenden uyanıp “tatil beee” diyerek tekrar uykuya daldığım günlerdi. Kimse beni sabah namazına kaldırmadı. Okulda namazın beş vaktini ezberleyip anneannemin neden sadece dört vaktini gördüğümü de kendime sormadım. Böylece, sabah namazıyla tanışmadım.

Bikinim kirlendiğinde üstsüz yüzmeye devam ettim. “Daha utanılacak yaşta değil”dim, boşverdim-boşverdik buna. Hava sıcak, şortlar kısa, günler uzun, bluzlar hep askılıydı. Herkes sıcaktan bunalırken neden anneannemin soyunmadığını hiç sormadım. “Herkesin giydiği”ni giyerken, anneannemin kıyafet seçiminde o “herkes”in nereye kaybolduğunu da sormadım. Dolabım herkesin giydiğine göre değişti durdu. Böylece görmenin – görülmenin – göstermenin – saklamanın sorumluluğuyla hiç tanışmadım.

Kapıları kilitlemeden, birbirimizin orta yerinde yaşadık. Komşu evine teklifsiz girip, bizde bulunmayan boydaki fırın tepsisini alıp çıktık. Komuşunun güldüğüne sevinir gibi yaptık, üzüldüğüne kahrolduk ve iyi ilişkiler kurduk. Evdekilere, kahvaltı ve akşam yemeklerinde konuştuklarımızla bu “iyi” ilişkilerimizin yan yana duramayacağını söylemedim. Çünkü anneye surat asmadık, babaya tavır yapmadık, kardeşe iyi örnek olduk, en önemlisi aile içinde de iyi ilişkileri sürdürdük. Büyüyünce, “bensiz yenen yemeklerde ne konuşuyorsunuz” diye sormadım. Böylece hesapsız bir seyirle, samimiyetle tanışmadım.

***

Zor soruların basit cevapları olacağını tahmin ediyorum, bıçak gibi keskin. Onları izliyor peşine düşüyorum, durdurup tanışmaya çalışıyorum hepsiyle. Karşısında muhatap bulamayan oluyor.

-Neden kendimle bir ilişkim yok?

-Henüz onunla da tanışmadım.